19 Haziran 2016 Pazar

Gerçek halı deyince, Gördes gelir akla

Ünal halıcılık Gördes halısını canlandırıyor
Türk kültürüne Eski Hun Devletlerin'den miras kalan Gördes halıları, üzerinde barındırdığı figürler ve kalıcı kalitesi ile biliniyor. 60 yıldır halıcılıkla uğraşan Mehmet Ünal, Gördes halıları hakkında yapılan araştırmaların çoğuna kaynaklık ettiğini söyledi.
Tarihi “Gördes halıları” Manisa'nın Gördes ilçesinde Ünal halıcılık tarafınca varlığını koruyor. Türk kültürüne Eski Hun Devletlerin'den miras kalan Gördes halılarının sırrını, uzun yıllardır bu işi yapan Mehmet Ünal Gazete Gazi’ye açıkladı. Ünal, saf yün ve kökboyanın elde dokunan halıların canlı kalmasını sağladığını belirtti.
Mehmet Ünal, tarihi Gördes halılarının üzerinde barındırdığı figürler ile ünlü olduğunu söyledi. Gördes halısının yıllar geçmesine rağmen aşınmayıp aksine yumuşaklığının arttığını belirten Ünal, halıcılık ile lise yıllarında tanıştığını, halı üretimi ile geçimlerini sağlayan babası vefat edince aslında çocukluktan beri aşina olduğu halıcılığı iş edindiğini dile getirdi. O yıllarda kaba halı olarak bilinen atkı-çözgü pamuk sine düğümlü halıların dokunduğunu ve İlk ürettikleri halıların kök boya olmadan üretildiğini aktaran Ünal, “Ürettiğimiz halıların motifleri tarihin bilinen meşhur Gördes halılarından görsel olarak çok uzaktı, yaptığımız halılarda hiçbir sanat zevki alamıyorduk. Daha sonra kök boya üretimini köylülerden öğrendik ve eski Gördes halılarının motiflerini ve desenlerini milimetrik kağıtlara kopyaladık. Bu şekilde ürettiğimiz halılar pek çok yerden talep gördü” dedi. Mehmet Ünal, halılarını yıllardır eski motiflere bağlı kalarak ve kök boya kullanarak ürettiğini belirtti ve amacının eski Gördes halılarını canlandırmak olduğunu ifade etti. Bu anlamda Gördes’in son halı temsilcisi olarak adlandırılan Mehmet Ünal, eski Gördes halılarının benzerlerini üreterek tarihi “Gördes halılarını” yaşatıyor. Gördes halıları ile ilgili yapılan akademik araştırmalara da kaynak olan Ünal, Gördes halıcılığı ile ilgili bilgi almak isteyen herkese yardım edebileceğini belirtti.
Betül SAÇAL-2016

Bornova’nın tarihi "Kızlar Kahvesi"

40 yılı aşmış bir hikayesi var


Bornova’da Büyük Park içerisinde bulunan kent kültüründe 40 yılı aşkın bir süredir özel bir yere sahip olan ve 2014 yılında sahibi tarafından Kızlar Kahvesi, Bornova Belediyesi’nce yenilenerek tekrar halka açıldı.
Bornova’da Büyük Park içinde bulunan Kızlar Kahvesi, bölgede bulunan üniversite öğrencilerine yönelik kafelerin sayısının artmasına rağmen yoğunluğunu hiç kaybetmedi. Tarihi Kızlar Kahvesi, il ve ilçe halkınca yeri doldurulamaz bir öneme sahip. Bir dönem kapanmasına rağmen yoğun talep üzerine yeniden açılan Kızlar Kahvesi ilk etapta adıyla ilgi çekiyor.


Kızlar Kahvesi, İzmir’de 1970’li yıllarda Bornova’da çay bahçesi olarak açıldı. Başlarda “Çay Bahçesi” ismiyle sadece erkeklerin girebildiği mekana zamanla kız öğrenciler de gelmeye başlayınca bölge halkınca “Kızlar Kahvesi” olarak anılmaya başlandı. Ve sahibi tarafından da ismi bu şekilde değiştirildi. 2014 yılında işyeri sahibi tarafından kapatılınca Bornova Belediyesi tarafından kısa süre arşiv olarak kullanıldı. Daha sonra bölge halkının yoğun talebi doğrultusunda Bornova Belediyesi tarafından tekrar hizmete açıldı. Yılların eskitemediği Kızlar Kahvesi eski tarzıyla ziyaretçilerini ağırlıyor. Uzun yıllar boyunca İzmir’in çeşitli ilçeleri ve Bornova halkı tarafından sıkça ziyaret edilen Kızlar Kahvesi, pek çok filmde de çekim mekanı olarak kullanıldı. Uğur Dündar’ın bir dönem haftalık hazırlayıp sunduğu ‘İşte Hayat’ belgeselinde de haberi yapılmış olan Kızlar Kahvesi, Bornova Belediyesi’nin bir organizasyon kuruluşu olan İZBAŞ tarafından yenilendi. İZBAŞ İşletmeler Koordinatörü Asil Erdemli, Kızlar Kahvesi’nin eski tarzının değiştirilmeden ilk günkü haliyle hizmete devam ettiğini söyledi. Bornova Büyük Park içerisinde yer alan Kızlar Kahvesi’nde fiyatların bölgede bulunan pek çok kafeye göre ucuz olmasının en önemli fark olduğunu ifade eden Erdemli, “Yıllarca üniversite öğrencilerinin de halkın da zaman geçirdiği Kızlar Kahvesi’nin menüsü bilhassa öğrencilere çok cazip geliyor, zengin menüde fiyatlar çok düşük” dedi. Eski tarzıyla yine hem ailelere özellikle kadınlara hitap eden Kızlar Kahvesi, İzmir Bornova Büyük Park içerisinde hizmet vermeye devam ediyor.

“Yayınevi, yazarın kamu önüne çıkabilme kapısıdır”


Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Gürsel Korat Sağlamöz’le yayınevleri konusunda bir söyleşi gerçekleştirdik. Bu zamana kadar, İletişim, Can, Everest ve Yapı Kredi Yayınları ile çalışan Sağlamöz’ün yayımlanan eserlerinden bazıları Güvercine Ağıt, Kalenderiye, Rüya Körü, Yine Doğdu Tanyıldızı ve Unutkan Ayna.

Son kitabı Unutkan Ayna, Yapı Kredi Yayınları etiketiyle yayınlanan Gürsel Korat Sağlamöz, yayınevlerinin bir yazar için sadece teknik açıdan değil, aynı zamanda edebi ihtiyaçlarını tatmin etme açısından da önemli olduğunu söyledi. Sağlamöz, "Yayınevi yoksa yazar, kendisini temsil eder" diyerek, her iki taraf açısından da önemi olduğunu vurguladı.
Yayınevinin bir yazar için kamu önüne çıkabilme kapısı olduğunu ifade eden Sağlamöz,” Yayınevi yoksa, yazar da yoktur. Kendi kitabını kendi bastıranlar da var ama yayınevi sadece kitabın teknik anlamda değil, editöryal açıdan değerlendirilmesini de sağlar. Kitabın duyurulmasını sağlar. Numaralandırmasını yapar. Yayınevi, yazarın ve kitabın örgütlenmesini sağlar. Yayınevi yoksa yazar, kendisini temsil ediyor demektir. Yayınevi, yayın çizgisini bozmayan yayınları yayınlar. Yayınevi okur için de bir anlam taşır” dedi. Bir yayınevinin yayımlanacak eserlere ne derece müdahale edebileceği konusunda ise Sağlamöz, “Ben bu kitabı yayınlamam diyebilir ama içeriğe çok fazla dokunamaz. Tutunamayanlar örneğine, o zamanlar editörlük yoktu. Editörlük, Türkiye için yeni bir kavram. Tam anlamıyla 2000’li yıllarda yaygınlaşmaya başladı. 2008’den sonra editöryal bürolar organize olmaya başladı. Editör, yazara yardımcı olmak amaçlı okur yayınları, aynı zamanda okura ve edebiyata katkı sağlamak. Okurun neyi beğeneceği tam kestirilemez. Okuru hesaba katmadan yazmak gerekir. Edebi bir duruşumuz olmalı.  Çok fazla eser üretebiliriz fakat. Edebi değer çok fazla üreyen bir şey değildir” diye konuştu. Bir yılda yayımlanan kitap sayısının yayınevlerinin çok veya az olmasıyla ilgisi olup olmadığını sorduğumuzda Sağlamöz, “İletişim yayınevi şimdiye kadar 4000 kitap, Can yayınları 3000, Everest yayınları 3000 Yapı Kredi Yayınları ise 5000 kitap yayımladı. Bunlar benim çalıştıklarım. Daha başka yayınevlerini de eklersek bu sayı daha da artıyor. Yayınlanan eser sayısını etkileyebilir çünkü yayınevlerinin kapasitesi var. Bazı yayınevleri eserleri yayınlamak için süre koyuyor kitaplara. Bu da etkiliyor sayıyı” dedi. Yayıncılık tarihine baktığımızda Yapı Kredi’de Şevket Rado, Yusuf Ziya Ortaç, Ahmet Mithat Efendi isimleri unutulmamalıdır diye ifade eden Sağlamöz, ilk yayınevlerinin kurucularının hem yazar hem yayınevi sahibi olduğunu belirtti. Hasan Ali Yücel’in çeviri bürosunu kurması Türkiye’de yayıncılık anlamında önemlidir dedi. Eskiden daha çok edebi düşüncelerle, niyetlerle kuruluyordu yayınevleri şimdi anonim şirketler bazı ortaklıklar sahiplik ediyor yayınevlerine Örneğin Yapı Kredi Yayınları’nın sahibi bankasının da sahibi diye ekledi. Korsan yayınlara da değinen Sağlamöz,”Korsan yayınları onaylamak mümkün değil. Ancak günümüzde bu yayınlar ile ilgili önlemlerin alındığını düşünüyorum. Çok satan yayınların korsanı o eserlerin yazarlarının emeğine yazık. Gerçek sanat yapıtlarının korsanlarının basılmasına çok üzülüyorum” diye sözlerini sonlandırdı.

Betül SAÇAL-2016